DOLAR 33,0412 0.61%
EURO 36,0353 0.47%
ALTIN 2.562,890,53
BITCOIN 19107001,22%
Diyarbakır
39°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Diyarbakır’lılarda  eski Ramazanlar

Diyarbakır’lılarda eski Ramazanlar

Diyarbakir’de Ramazan ayı gelmeden önce yapılan bazı hazırlıklar olurdu. Bayram hazırlıkları olduğu gibi Ramazan’ı karşılama hazırlıkları da olurdu. Bu hazırlıklar hem bedenen, hem ruhen bir temizliği de ifade ederlerdi. Bütün evlerde bir temizlik başlar, her taraf pırıl pırıl olurdu. Çünkü Ramazan’da iftara gelip orucunu açacak misafirler olacaktı ve bu misafirler temiz odalarda veya avlularda ağırlanmalıydı. Onun için herkes evini, avlusunu temizler. Sokağını, kapısının önünü temizler. Tabii ki bu temizlik; beden temizliği, uzuvların temizliği ve ruhun temizliğini de kapsar. Çünkü temizlik imandan gelir...

ABONE OL
10 Mart 2024 12:19
Diyarbakır’lılarda  eski Ramazanlar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

10 Mart 2024 12:19


Haber: Bilal DALGIÇ

İftar
Ayrıca Ramazan’da iftar ve sahur gibi beslenmeyi ifade eden vakitler için, -herkes kendi imkânı nispetinde- çarşı pazara çıkar ve alış verişini yapardı.Önceden başlayan bu hazırlıklar ile birlikte Ramazan’a böylece girilmiş olurdu. Ramazan’nın başlamasıyla artık gündüzden iftar için yemekler pişirilmeye başlar, akşama doğru her evden yemek kokuları yükselir, dış kapı da kesinlikle açık bırakılırdı. Olur ya iftar vakti sokaktan bir oruçlu geçer de kapıyı açık bulup gelir iftar eder. Bu sebeple evin sokak kapıları her daim açık olurdu. Bununla birlikte evin erkeğinin akşam eve gelirken beraberinde yoksul, evi barkı olmayan, iftarını açamayacak durumda olan, kimsesiz bir çaresizi beraberinde eve getirdiği de çok görülürdü.

Komşularla paylaşım
Diyarbekir’de sofralarda iftar tek başına açılmazdı. Bilakis iftar sofraları, misafirsiz olmazdı diyebiliriz. Bazı Diyarbekir evlerinin mimari yapısında, genellikle mutfak duvarları bir birine bitişik olurdu. Bu iki duvar arasında da “komşu payı dolapları” olurdu. Bu dolaplar ahşaptan silindir şeklinde olur, sırt sırta iki bölmesi olacak şekilde imal edilirdi. Komşunun biri, bir bölmesine, o akşam evde pişen yemekten bir tabak koyar, dolabı yavaşça çevirir, birkaç saniye sonra o yemek dolu tabak, bitişik komşunun mutfağında görülür, komşu; bitişik komşusu tarafından ikram edilen o tabağı alır, bu defa kendi mutfağında pişen yemekten bir tabağı yine o dolaba koyar, yavaşça çevirir komşusuna mukabelede bulurdu. Ayrıca, “komşu payı dolabı” olmayan evler, yaptıkları yemeklerden tabaklara koyar evin çocukları o yemek dolu tabakları komşulara götürürlerdi. Bu ikramlar iftardan kısa bir süre önce yapılmaya başlardı. Ki yemekler iftar anında sıcak sıcak yenebilsin. O anlarda sokaklar cıvıl cıvıl olur, herkes bir birine yemek taşır, tatlı bir telaşla çocuklar karıncalar misali koşuştururlardı. Bu şekilde komşular arası karşılıklı ikramlar olur, sofralarda o gün pişen yemek dışında beş altı çeşit yemek olur, ev halkı kendi pişirdikleri yemekler dışında başka başka yemekler yeme imkânı bulTabi Ramazan’ın en güzel ve en önemli unsurlarından biride şüphesiz teravihtir. Bunun için tıpkı evlerde olduğu gibi, camilerde de kapsamlı bir temizlik yapılır, halılar temizlenir, avlular, şadırvanlar yıkanırdı. Etrafa miski amber kokuları serpilir, her taraf mis gibi kokardı. İnsanlarda şahsi temizliklerini yapıp yine tertemiz pırıl pırıl gelirlerdi teravihe… Hanımlar beylerinin üstlerini başlarını temizlemeden, temiz elbise giydirmeden, güzel kokular sürmeden kapıdan dışarıya çıkarmazlardı. Tabi çocuklar da aynı şekilde teravih için camilere koşarlardı. Çocuklar evde, sokakta oyun oynarken nasıl sevinip mutlu oluyorlarsa, teravih namazını kıldıklarında da öyle sevinip mutlu olurlardı. Cami avlusu içinde koşup oynuyorlar, büyüdüklerini hissediyor, bundan sonra “bende daima camiye gelmeliyim” hissi doğuyordu kendilerinde. Teravih namazında müezzinler, hep birlikte tekbirler ve salavatlar okur, cemaati adeta coştururlardı. Cami tıklım tıklım olur adeta adım atacak yer olmazdı. Namazlar büyük bir muhabbet, sevgi ve huşu ile kılınırdı. Ayrıca insanlar ceplerinde temiz bir çorapla gelirdi camilere. Camiye geldiklerinde, içeri girmeden ayaklarındaki çorabı çıkarır, ceplerinde getirdikleri temiz çorabı giyer, camiye öyle girerlerdi. Ki halılar kirlenip kokmasın… Ayrıca rahmetli babam, bütün namazlarda olduğu gibi, teravih namazı öncesi de cami kapısının önünde durur, elindeki esanstan camiye giren her kese ikram eder, giren herkesin ellerine sürerdi. Bu sayede caminin içi mis gibi kokar, manevi bir atmosfer oluşurdu. Ramazan’da Kur’an’lar okunur, vaazlar yapılır, dini sohbetler yapılır ve bu sayede insan hem ahlaken, hem bedenen yenilenir. Kişi oruçlu iken gözlerine, kulaklarına, ellerine, ayaklarına ve düşüncesine de oruç tutturur. Kendisini her şeyi ile kötülüklerden ve yanlışlıklardan uzak tutardı. Ramazan orucunun da asıl manası budur. Teravih namazları bittikten sonra, cami kapısında alimlerin, ulemanın bir araya gelerek yaptıkları sohbetleri olur, ayrıca evlerde de Ramazan sohbetleri yapılırdı. Gündüz kapalı olan kahvehaneler, akşamları açık olurdu. Teravih namazlarından sonra insanlar bu kahvehanelere giderler, sohbetler ederlerdi. Çok iyi hatırlıyorum, ben çocukken o kahvehanelerin bazılarında “cenk” okunurdu. Hz. Ali’nin cenkleri okunurdu. Oralarda bizim Parlı Sefa Camii’nin müezzini Mustafa amca ve ondan bu işi devralan öğrencisi, benimde okul arkadaşım –Allah selamet versin- mevlithan Hacı Mustafa’da “cenk” okurdu. Bizde o cenkleri gider dinlerdik. Geç saatlere kadar oturur, ardından kalkar evlerimize gelir uyurduk. Atılan topla da sahura kalkardık.

İftar ve sahur topları
Ramaza’nın birinci gününden itibaren İçkale’de ve Ali Paşa’nın oradaki bedenin/surun üstünde olan toplar iftar ve sahurda atılırdı. Biz çocuklar iftar topunun sesini duymak için damlara çıkar pür dikkat beklerdik. Top attığı zaman biz çocuklar hep bir ağızdan “top attıııııı!” diye bağırıyorduk. Ve koşa koşa damlardan aşağı inip iftarımızı açmak için sofralara oturuyorduk. Böylelikle hepimizde bir sevgi, bir muhabbet, bir Ramazan aşkı doğuyordu. Ben daha ilkokula gitmeden, Ramazan orucuna başladım, otuz gün devam ettim. Oruç tuttuğum için rahmetli babaannem, sanki bir ödül olarak beni sırtına aldı ve avlunun içinde gezdirdi. Bu olayı çok net hatırlıyorum. O zamanlar altı yaşındaydım… Ramazan ayı, böyle otuz gün boyunca, okumakla, sohbetle, sevgiyle, muhabbetle geçerdi. İnsanlar bu mübarek ayın feyzinden istifade etmek için elinden gelen çabayı sarf ederdi.

pasurunsesi

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.